Bir zamanlar, küçük bir kasabanın kenarında eski ve unutulmuş bir tren istasyonu vardı. Bu istasyona gündüzleri kimse uğramazdı çünkü raylarda yıllardır hiçbir tren görünmezdi. Ancak kasabadaki yaşlı insanlar, dolunay çıktığında gizemli bir trenin istasyona geldiğini fısıldardı. Çocuklar bu hikâyeye inanmak isterdi ama hiç kimse treni gerçekten gördüğünü söylemezdi.
Kasabada yaşayan Ela adında meraklı bir kız vardı. Ela, macera kitaplarını çok sever ve her gece penceresinden ayı izlerdi. Bir akşam büyükannesi ona, “Ay Işığı Treni sadece cesur çocuklara görünür.” dedi. Ela heyecanla, “Belki bir gün ben de görebilirim!” diye cevap verdi.
O gece dolunay gökyüzünde kocaman parlıyordu. Ela uyuyamadı ve pencereden dışarı baktığında uzaktan gelen bir düdük sesi duydu. Ses eski istasyonun tarafından geliyordu. Hemen montunu giydi ve sessizce evden çıktı.
İstasyona vardığında gözlerine inanamadı. Gümüş renkli, ışıl ışıl parlayan bir tren rayların üzerinde duruyordu. Trenin camları yıldızlar gibi parlıyor, tekerleklerinden mavi ışıklar çıkıyordu. Kapıda duran uzun şapkalı kondüktör, “Ay Işığı Treni’ne hoş geldin.” dedi.
Ela biraz korkmuştu ama merakı daha büyüktü. Trene bindiğinde içeride başka çocukların da olduğunu gördü. Çocuklardan biri gülümseyerek, “Ben Mert. İlk kez mi geliyorsun?” diye sordu. Ela başını sallayıp, “Evet ama biraz heyecanlıyım.” dedi.
Tren yavaşça hareket etmeye başladı. Camdan bakınca kasabanın küçüldüğünü gördüler. Bir süre sonra raylar bulutların üstüne çıktı ve gökyüzünde ilerlemeye başladılar. Ela hayranlıkla, “Sanki yıldızların arasında gidiyoruz!” diye bağırdı.
İlk durak Rüya Ormanı’ydı. Buradaki ağaçların yaprakları rengârenkti ve dallarında küçük ışık kuşları uçuyordu. Çocuklar ormanda yürürken konuşan bir tilki karşılarına çıktı. Tilki, “Ormanın sihirli kristali kayboldu. Onu bulmadan ışıklar geri dönmeyecek.” dedi.
Ela ve arkadaşları hemen kristali aramaya başladılar. Mert yerde parlayan küçük ayak izleri gördü ve “Bence bu izleri takip etmeliyiz.” dedi. İzler onları büyük bir mağaraya götürdü. Mağaranın içinde kristal, dev bir örümcek ağına takılmıştı.
Ela korkusunu yenip dikkatlice ağa yaklaştı. Tam kristali alacağı sırada örümcek ortaya çıktı. Örümcek kızgın görünüyordu ama aslında yalnızdı. Ela yumuşak bir sesle, “Biz kristali almak istiyoruz çünkü orman karanlıkta kaldı.” dedi.
Örümcek bir süre sessiz kaldı. Sonra, “Ben sadece arkadaş arıyordum.” diye cevap verdi. Bunun üzerine çocuklar örümcekle konuşmaya başladı ve onun kötü biri olmadığını anladı. Örümcek ağı kenara çekti ve kristali onlara verdi.
Kristal yerine konunca bütün orman yeniden ışıl ışıl parladı. Ağaçlardan altın renkli yapraklar dökülmeye başladı. Tilki mutlu bir şekilde, “Siz gerçek dostluğun ne olduğunu gösterdiniz.” dedi. Çocuklar gururla gülümsedi.
Ay Işığı Treni tekrar düdüğünü çaldı. Kondüktör, “Dönüş vakti geldi.” dedi. Çocuklar trene binip yerlerine oturdu. Ela camdan dışarı bakarken bu yolculuğun hiç bitmemesini istedi.
Tren yeniden bulutların üzerinden geçti ve eski istasyona geri döndü. Ela inerken kondüktör ona küçük, parlak bir bilet verdi. “Bu bilet seni bir gün yeniden bulacak.” dedi. Ela teşekkür ederek eve doğru koştu.
Sabah olduğunda her şey bir rüya gibi görünüyordu. Ama Ela cebine elini attığında gümüş renkli bileti buldu. Gülümsedi ve pencereye baktı. Gökyüzünde hâlâ solgun bir ay ışığı vardı.
Daha fazla uyku masalı okumak istediğinizi duyar gibiyiz. Hemen tıklayın ➡ Uyku Masalları






Masal çok güzeldi. Kaleminize sağlık.